13.4.08

gelismeler 13 nisan 2008

merhaba,
-
dün 12 nisan idi, Yuri Gagarin'in uzaya çıkışının 47. yıldönümü (12 Nisan 1961)

-dün 12 nisan idi, gelinlikle Milano'dan Beyrut'a giden sanatçı Pippa Bacca'nın cesedi Gebze-Tavşanlı köyünde bulundu, yakalanan zanlı sanatçıya tecavüz ettiğini, elleriyle boğdğunu ve sonra çalılıklara attığını itiraf etti (12 Nisan 2008)

(linkler: http://www.pippabacca.it/ ve http://bridesontour.fotoup.net/)

-bugün 13 Nisan pazar, doktora yeterlik sınavına 17 gün kaldı; stres... alabildiğine...

-bugün 13 nisan, bir telefon beklemekteyim sabırsızca, aramaya gücüm yok...

17.1.08

Samed Behrengi ve Küçük Kara Balık

Samed Behrengi (Samad Behrangi, صمد بهرنگی)
(24 Haziran 1939 - 31 Ağustos 1967)

İranlı, Güney Azerbaycan'ın Tebriz Kentinde doğdu. Öğretmen, gezgin, derlemeci, öykücü... 11 yıl köy köy dolaşarak öğretmenlik yaptı, ingiliz dili ve edebiyatı okudu akşam okullarında...

20. yüzyıla yazdığı çocuk kitapları ile iz bıraktı. İlk kitabı "ulduz u kelâğhâ (yıldız ile kargalar, 1966)", daha sonra italya ve çekoslavakya'da ödül alan "mâhi-yi siyâh-i kuçulu (küçük kara balık)", "sergozeşt-i dâne-yi berf (kar tanesinin serüveni)", "peserek-i lebûfurûş (pancarcı çocuk)", "keçel-i kefterbâz (kel güvercinci)".

Türkçe'de yayınlana kitapları: "Bir Vardı Bir Yoktur, Bir Şeftali Bin Şeftali, Bu Gelen Köroğludur, Püsküllü Deve, Sevgi Masalı, Küçük Kara Balık, Ulduz Kız'ın Konuşan Bebeği, Ulduz Kız'ın Kargaları, Pancarcı Çocuk, Kel Güvercinci, Yıldız ve Kargalar, Bir Günlük Düş ve Gerçek"

Behrengi 29 yaşında iken Aras ırmağı kıyısında boğulmuş olarak bulundu; resmi açıklama da yüzerken boğulduğu söylenir... Ama o zamanki şah yönetimini eleştiren-karşı çıkan bir yazar olan Behrengi'nin ölüm nedeni resmi açıklama ile pek tutarlı değildi... (Bunu sanki bir yerden hatirliyorum, okumustum )

Küçük Kara Balık kitabının Farshid Mesghali tarafından yapılan ve ödül alan kapağı

Küçük Kara Balık, cesur, küçük bir balığın başından geçenleri anlatır. Türkçe baskısı ressam ve karikatürcü Mehmet Sönmez tarafından resimlenir.
Aslında neyi kime anlattığını sizler okuyunca daha iyi anlayabilirsiniz. Kitaptan bir kaç alıntı:
"Ama anneciğim, her şeyin bir sonu vardır değil mi?" der Küçük Kara Balık...

"Başka bir dünya yok! dünya burası"derler
Küçük Kara Balığa...

"Ölümden kaçamayacağımı anladığımda artık gözümde önemini yitirir o, önemsiz olur. Önemli olan benim yaşamımın ya da benim ölümümün başkalarını nasıl etkileyeceğidir"








9.7.07

Kadınlarım - 2


Evet… Uzun zaman oldu yazmayalı…Devam...

Kadınlarım serisine başlamıştım, ikinci yazı da size doğulu bir kadından bahsetmek istiyorum… Bir şairden, bir yazardan, bir oyuncudan, bir yönetmenden, bir ressamdan ve bir anneden bahsedeceğim size…

Füruğ Ferruhzad (Forugh Farrokhzad)… (Füruğ’un Farsça da anlamı “parlaklık”)

Yirminci yüzyıl Dünya şiirinin ve Fars şirininin – ve daha da önemlisi kadın şiirinin- önemli bir ”ışığı”… Sizce Füruğ bu özellikleri ne kadar uzun bir ömre sığdırdı? 32 yıla, evet sadece 32 yıla…

1935 5 Ocak’ında Tahran’da doğdu. Babası asker, Rıza Şah’ın önemli askerlerinden biri, milliyetçi bir yönü de mevcut-, anne dinine bağlı. Füruğ’un altı kardeşi var. Füruğ, içi kitap dolu bir evde geçirir çocukluğunu… Füruğ’un yetiştiği yıllar ikinci dünya savaşına gebe, 1930’larda İran ile Almanya’nın yakınlaşması komünistlerin hapse tıkılması, düşünsel, sanatsal, politik, yazınsal alanlarla uğraşanların aşağılanma, ihanet ve hapsedilmesi ile dolu. 1960’lar da ülkede iki siyasi hareket vardı; biri ABD destekli Şah’ın Beyaz Devrim’i, diğeri bu rejime karşı olan Humeyni’nin hareketi…

Füruğ lise çağında-16 yaşında- 1951 yılında Perviz Şapur ile evlendi (Perviz, Füruğ’un iki katı yaşındaydı). Perviz, basında kısa mizah şiirleri, şiirsel kısaltılı özdeyişleri ve bir çeşit hiyeroglif resimleri ile ünlenmiş bir sima. 1952’de Füruğ’un ilk şiir kitabı yayınlanır: “Tutsak”. 1953’te oğlu Kamiyar dünyaya gelir (Kamyar, “refah içinde, gönençli” manasında). 1954’te Perviz’den boşanır ve İran mahkemelerinin velayeti babaya vermesi sonucu oğlunu bir daha göremez.

Oğluna hitaben:

“…

seni istiyorum ve biliyorum

asla koynuma alamayacağımı

sen o aydın ve pırıl pırıl gökyüzüsün

ben bu kafeste bir tutsağım

…”

(Tutsak, çev. Haşim Hüsrevşahi)

Füruğ ilk şiirlerinde erkek şairlerin bile nadiren değindiği kadınların aşk yoksunluğu ve mahremiyetten cinsel boyutlarda söz ediyordu. Haz, günah ile eşti.

“…

sesler ölüyordu ve acının yangını

yakıp geçiyordu kalbimden

ağlıyor diyorum Kami yavrum

kaldır başını eteğimden

günahkar annenin eteğinden”

(Gecenin Devi, çev. Haşim Hüsrevşahi)

1956’da “Duvar” kitabı çıkar. Füruğ şiirinin cinsel isyanı devam etmektedir. Haz, günah ile eşti, günah tövbe ister, tövbe de kendinin veya karşısındakinin ölümü demekti; ne zaman bir erkekle sevişse, sanki başkasının yaşamını tehlikeye sokmuş gibi özür dilemesi gerektiğini düşünüyordu.

“…

günah işledim lezzet dolu bir günah

titreyen esrik bir tenin yanında

tanrım ne bileyim ne yaptım ben

o karanlık susku dolu zulada

…”

(Günah, çev. Haşim Hüsrevşahi)

1957’de çıkan “İsyan” kitabında yine oğluna seslenmektedir:

“…

senin suçsuz bakışların bir gün

bu başlangıçsız kitaba kayar

görürsün zamanın köklü isyanı

tüm şarkıların yüreğinde açar

…”

(Senin İçin Bir Şiir, çev. Haşim Hüsrevşahi)

Füruğ, 1958’de İbrahim Golestan (İbrahim Gülistan) ile tanışır. İbrahim, İran’ın en önemli öykücülerinden, Twain, Hemingway’in çevirmeni, aydın bir kişi ve Golestan Film şirketinin sahibidir.

Golestan Film’de çalışmaya başlar Füruğ, sinemada oyunculuk, senaristlik, kameramanlık, yönetmen yardımcılığı, dublaj, montaj ve yaratıcı film editörlüğü yaptı. 1962 yılında yaptığı İranlı cüzzam hastalarını ve onların sorunları anlatan “Khaneh siah ast” (The House Is Black, Kara Ev) belgeseli, 1963 yılında Oberhausen Kısa Film Festivali’nde büyük ödülü alır. Bu filmin çekimleri için gittiği Tebriz Cüzamlılar Evi’nde tanıdığı Hüseyin’i evlat edinir.

1964’de “Yeniden Doğuş” kitabı yayınlanır, bu kitap İbrahim Golestan’a adanmıştır ve Füruğ’un şiirinin en olgun halidir. İran yazın tarihinde Füruğ’dan önce hiçbir kadın ne âşıkane bir şiir söylemiş ne de bir erkeğe hitaben şiir yazmıştır. O, yasak meyveden yiyen kadındır. Şiiri onun yazgısıdır. İbrahim’le tanıştıktan sonra Füruğ “değişir”, “olgunlaşır”, cinsel isyanı düşünsel isyana dönüşür. Şiirin içeriği ile birlikte biçimi de değişir.

“…

toprak üstünde duruyorum

rüzgârı, güneşi ve suyu

yaşasın diye emen

bitki sapına benzer tenimle dalları

istek dolu

acı dolu

toprak üstünde duruyorum

yıldızlar tapsınlar bana diye

okşasınlar diye beni meltemler

…”

(Toprak Üstünde, çev. Haşim Hüsrevşahi)

“…

tüm varlığım benim, karanlık bir ayettir

seni kendinde tekrarlayarak

çiçeklenmenin ve yeşermenin sonsuz seherine götürecek

ben bu ayette seni ah çektim, ah

ben bu ayette seni

ağaca suya ve ateşe aşıladım

(Yeniden Doğuş (İbrahim Golestan’a), çev. Haşim Hüsrevşahi)

1965 yılında UNESCO, Füruğ’un yaşamından yarım saatlik bir belgesel hazırladı ve aynı yıl Bernardo Bertolucci yaptığı bir televizyon belgeselinde Füruğ’a 15 dakikalık bir yer verir.

Füruğ hızı, hızlı gitmeyi severdi. 14 Şubat 1967 günü otomobili ile giderken bir kavşakta okul servisi aniden önüne çıkar; çocuk dolu servis aracına çarpmamak için direksiyonu kırar. Otomobil yoldan uzaklaşır, servis aracına yan taraftan hafifçe vurur, durmak için yaptığı sert frenin etkisiyle başını ön cama şiddetle çarpar. Füruğ otomobilden iner, yığılır yere, başını kaldırımın kenarına çarpar ve ağır yaralanır, hastaneye kaldırılır. Ertesi günü öğleden sonra; kırmızı güllerle donatılmış beyaz bir ambulansla mezarlığa götürülür. Yağmur yağıyordur o sırada, sonra yağmur yerini kara bırakır ve her yer beyaz bir örtü altında kalmıştır. Yeri Zahir-al-Doleh mezarlığıdır artık

Bitiremediği kitabı “İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına” 1974’te yayınlanır.

“…

ve bu benim

yalnız bir kadın

soğuk bir mevsimin eşiğinde,

yeryüzünün kirlenmiş varlığını anlamanın başlangıcında

ve gökyüzünün yalın ve hüzünlü umutsuzluğu

ve bu beton ellerin güçsüzlüğü

zaman geçti

zaman geçti ve saat dört kez çaldı

dört kez çaldı

bugün aralık ayının yirmi biridir

ben mevsimlerin gizini biliyorum

ve anların sözlerini anlıyorum

kurtarıcı mezarda uyumuştur

ve toprak, ağırlayan toprak,

dinginliğe bir belirtidir

…”

(İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına, çev. Haşim Hüsrevşahi)

“…

tüm güçlerin sonu varmaktır, varmak

güneşin aydın kuralına

ve ışığın bilincine dökülmek

doğaldır

yel değirmenlerinin çürüdüğü

niçin duracakmışım?

olgunlaşmamış buğday başaklarını ben

memelerimin altına tutuyorum

ve emziriyorum

…”

(Yalnız Sestir Kalan, çev. Haşim Hüsrevşahi)

Füruğ’un ardından ağıtlar yakan şairlerden biri Ahmed Şamlu:

“…

adın senin gökyüzünün alnından geçen tan atmasıdır

adın kutlu olsun

ve biz hala yenibaştanlarız

geceyi ve gündüzü

ve henüzü.

(Seni Arayarak, Ahmed Şamlu, çev. Haşim Hüsrevşahi)

Helene Sixous, İran tarihi için “acımasız ve erel bir tarihtir” der, Füruğ’un şiiri ise tamamen dişidir.

Kaynak: Yaralarım Aşktandır, Telos Yayıncılık, çev: Haşim Hüsrevşahi, İstanbul, 2002

22.6.07

taaa viyana'dan

Bu da Susu teyzesinden, bir uyari ile beraber geldi, bu bebegin kimin oldugunu yaz diye; bu bebek Bilge&Ismail'in bebegi, adi da Ozgu, boole durduguna bakmayin ben de bir kac gundur gormuyorum ama gozlerini acmis kapatmiyormus bu sefer !

9.6.07

Hosgeldin

Hoşgeldin Bebek,
ne iyi ettinde geldin,
Hoşgeldin


6 Haziran 2007, 23:54, İzmir